ANALİTİK PSİKOTERAPİ SÜRECİ

0

Psikanalitik psikoterapi insan ilişkilerinin bir türüdür ve diğer hiç bir ilişki biçimine benzemez. Tarafsız ve profesyonel bir yaklaşım olmasına rağmen asla bir İş ilişkisi değildir. Eğitseldir fakat bir öğretmen-öğrenci ilişkisi de değildir. Yoğun ve kişiye özel bir ilişki biçimidir fakat toplumsal bir ilişki de değildir. Belirli kuralları vardır ve bu kurallar olmazsa bir işe yaramaz.

Peki, bu psikoterapi ilişkisinin nasıl bir doğası var?
Psikoterapi ilişkisinde iki kişi vardır ve bu iki kişi, içlerinden birini -ve bu kişinin tüm yaşantısını- ciddi ve acı veren bir biçimde etkileyen kişisel bir sorunu ayrıntılarıyla incelemek konusunda anlaşmışlardır. Bu sürecin hedefi ise sorunu katlanılabilir kılmak veya ortadan kaldırmaktır. Bu ilişkinin yürümesi için gereken araçlar ise bu iki kişinin düzenli olarak bir araya gelmesine olanak tanıyan sakin, özel bir mekan ve konuşmaktır. Sorunu yaşamakta olan kişi konuşarak kendisini, hayatını, sorununu ve bu sorunun hayatını nasıl etkilediğini anlatır. Dinleyen diğer kişi ise kendisiyle ilgili kişisel bilgiler vermez; fikirlerini ya da yargılarını ifade etmez, karşısındakinin anlattıklarını etkileyebilecek herhangi bir konuya değinmez. Dinleyen kişi konuşmak suretiyle kendisine anlatılanlarla ilgili yorumlarını dile getirir ve bu bilgileri sorunun farklı ve daha faydalı bir açıdan anlaşılmasına yarayacak biçimde yeniden şekillendirir.

Bu süreçte, sorunu yaşamakta olan kişi yaşam öyküsünü yavaş yavaş fakat çoğunlukla da acılı bir biçimde kelimelere döker. Bunu yaparken kendi algılayış biçiminde yarattığı ve sorunun oluşmasına sebep olan çarpıklığı gözler önüne sererek düzeltir. Dinleyici, kendi öyküsünden bahsetmez ama sessizce sorgulamak ve yorumlarda bulunmak suretiyle karşısındakinin kendisine yeni bir bakış açısı ve yaşam biçimi oluşturmasına yardım eder, ilişki içerisindeki bu iki kişi bu sorgulama ve değişim sürecini destekler; dinleyicinin sükuneti ve anlatmakta olan kişinin motivasyonu bu süreci ayakta tutan unsurlardır. Sorun yaşamakta olan kişi anlatmaya başladığında, hikayesinde bazı eksik kısımlar vardır. Dinleyici, daha fazla gerçeğin ve bu gerçeklere eşlik eden hislerin gün ışığına çıkmasına yardımcı olacak birçok soru sorar.

Hissettirdiklerinden ötürü bu gerçeklerden bazısı katlanılmaz olabilir – alışıldık bakış açıları sarsılır; ancak yeni bakış açılarının da her zaman hoş karşılandığı söylenemez. Dinleyici, her şeye rağmen, sükunetini muhafaza ederek karşısındakine keşfetmiş oldukları yeni bakış açısını sürekli anımsatır ve sorularını sormaya devam eder. Zaman içerisinde, sorunun temelini oluşturan düşünme ve davranışlardaki çarpıtma kendisini göstermeye başlar. Düşünce ve davranışlardaki bu sapmalar bir takım kalıplar oluşturur ve bu kalıplar da sorun yaşamakta olan kişinin hayatında önemli yer tutan kişilerle arasındaki ilişkilerde ortaya çıkar. Çocukluk zamanlarında önlenememiş ve ilişkileri etkilemiş olan sorunların farkında olmadan yaşanmaya devam ettiği yavaş yavaş fark edilir. Günümüzde yaşanan sorunların köklerinin geçmişte olduğu süreç içerisinde açıklık kazanır; kişi, çocukluğunda kendisini mutsuz etmiş olan bir durumu artık ayırt edemeyecek kadar kanıksamıştır ve aynı sorunu sürekli olarak tolere etmektedir. Davranışlarını yönlendiren eski varsayımların farkında olmadığı ve önemsenmemeyi, şımartılmamayı veya istismar edilmeyi varoluşunun bir parçası olarak sorgulamadan kabul ettiği için sorun yaşamakta olan kişi hayatının bir parçası haline gelmiş olan bu durumları değiştirmeyi aklından bile geçirmez. Bu durumları kanıksamış olduğundan sorgulamaz, hatta hatta bu durumlar tanıdık olduğu için hayatında eksikliğini çekebilir, arayabilir.

Dinleyici, soru sormaya devam eder ve zaman içinde karşısındakinin de soru sormasına vesile olur. Bu ikili konuştukça sorunu yaşamakta olan kişi sorununun hayatının her alanında yanlış yönlendirmiş olduğu bir ilişki kalıbı olduğunu fark etmeye başlar. Çocukluğunda yaşamış olduğu önemsenmeme, şımartılma ya da istismar neticesinde bu davranışları çevresinden bekler olmuştur. Çocukluğunda başından geçmiş olan bu tür olaylar kişiyi yapayalnız, talepkâr ya da mazlum edilmiş gibi davranacak ve geçmişindeki sorunlu ilişkileri kendisine tekrar yaşatabilecek kişileri kendisine çekecek şekilde şekillendirmiştir.

Sorgulamaya başlamasıyla birlikte, sorunu yaşayan kişi tüm hayatına yayılmış olan bu kalıplaşmış davranışları fark etmeye başlar ve hatta tarafsız bir yorumcu ya da meraklı bir dinleyici olmaktan başka bir rol üstlenmemiş olmasına rağmen karşısındaki dinleyiciyi bile nasıl bu kalıbın içine çekmeye çalıştığını görür. Dinleyici, karşısındakinin hikayesini kelimelere dökmesine olanak tanımak için sürecin büyük kısmında sessizliğini korur, içinde bulunduğu durumu tanımlayarak anlayabilmesi açısından inisiyatifin mümkün olduğunca sorunu yaşayan kişide olması önemlidir. Karşısındaki, yaşamakta olduğu soruna neden olan mekanizma veya düşünce biçimlerini devreye sokarak hikayeyi çarpıtmaya başlamadıkça dinleyici sürece müdahale etmez. Örneğin, konuşmacı görüşmelere geç kalarak, konuyu değiştirerek, havadan sudan bahsederek ya da karşısındakinin bu sorunu kendisi için çözmesinde ısrar ederek hatta hatta dinleyicisini yeterli bilgi sahibi olmamakla suçlayarak hikayesinde ayak direyebilir.

Bu gibi durumlarda, dinleyici karşısındakinin dikkatini olan bitene çeker, sakınma veya sorumluluktan kaçma girişimlerini fark etmesini sağlayarak hayatını yönlendiren, sorunun devam etmesine neden davranışların bunlar olduğunu vurgular. Dinleyici benzer müdahalelerinde sakin, yargıdan uzak, karşısındakinin müsamaha göstererek kendi kendisini anlamasına olanak tanıyacak bir yaklaşımı elden bırakmamalıdır. Artan gözlem yeteneğiyle birlikte, sorunu yaşayan kişi, hayatına, daha da önemlisi ilişkilerine karşı yaklaşımını değiştirme çabasına girer. Ancak bu hiç de kolay değildir-yaklaşım ve davranışların değişmesinden kaynaklanan hisler nedeniyle bu çabaların kesilmemesi gerekir. Bu hisler çocukluktan getirilen varsayımların terk edilmesi, bu varsayımlara dayandırılarak yaşanan ilişkilerin fark edilmesinden kaynaklanır. İyileşmeye giden yol, uyumsuz düşünce ve davranışların değiştirilmesini gerektirir. Ancak bu, uzun ve zorlu bir yolculuktur ve hedefe ulaşana kadar vazgeçmeden defalarca denenemesi gerekir. Eski ilişkileri tüm açıklıklarıyla görmeye çalışmak acılıdır. Eski varsayımlardan, özellikle de çocukluğumuzdan beri doğru sandıklarımızdan vazgeçmek acı verir.

Bu değişime çok yoğun duygular eşlik eder ve sorun yaşamakta olan kişi bu yeni bakış açısından uzaklaşmak için değişime direnmek ya da inanmamak yolunu seçebilir. Çocuklukta kazanılmış olan alışkanlıkların yıkılması insan için çok zorlu ve acılıdır çünkü sevginin kendisine sırt çevirdiğini görmek istemeyen kişiyi bu yüzleşmeye karşı koruyan yanılsamaların ortadan kalkması anlamına gelir. Bu bağlamda kişi, anne-babasıyla ilgili eski fikirlerinden kurtulmalı, onları kusurlu hatta bazen de yıkıcı kimlikleriyle kabul etmelidir. Bu yanılsamaları yıkıp atmak bir an için sevgisiz kalmak anlamına gelebilir ve yeni bir bakış açısı geliştirene kadar kişi kendisini oldukça depresif hisseder. Sorunlu kişinin bu depresyonun değişimin bir parçası olduğunu ve kendisini zamanla daha güçlü ve gerçekçi bir varoluşa taşıyacağını anlamasını sağlamak dinleyicinin sorumluluğudur. Bu, zaman, çaba ve cesaret gerektiren yavaş bir süreçtir. Dinleyicinin sabırlı ve öğrenmeye hevesli olması ve işi aceleye getirmemesi önemlidir. Öte yandan, sorun yaşayan kişinin de sabırlı olabilmesi ama her şeyden önce istekli olması ve asıl önemli olanın bu sorunu aşmak olduğunu unutmaması gerekir.

Psikanalitik psikoterapinin esasları bu yeni bakış açısıyla birlikte eski, uyumsuz davranışlar değişmeye başlar. Eski inanç ve davranışlarından uzaklaştıkça kendisini ifade etmek için farklı yollar bulan kişinin sorunları da ortadan kalkar. Ancak, süreç, kişi bu yeni düşünme ve davranış biçimlerini hayatının bir parçası haline getirmedikçe ve bu yeni hisler üzerinde ustalaşmadıkça tam anlamıyla sona ermez. Sorun yaşayan kişi, yeni benliğine alışıncaya, yaşadığı değişime bağlı olarak kendisini zorlayan duygular hafifleyinceye kadar geçen süreçte eski benliğine dönmeye meyilli olur, hatta fark etmeden döner…

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.