BİR AN, BİR ANI

0

Dün akşam saatleri seanstan çıkıp evime gitmek üzere metroya doğru ilerlerliyorum. Yaklaşık 4 yaşlarında bir kız çocuğu, üzerinde tüylü kapşonlu, pembe bir kaban var. Kaşkolunun ve kapşonunun örttüğü masum yüzü gece lambalarının zar zor aydınlattığı dar yolda bir yıldız gibi parlıyor… Yanında annanesi ya da babannesi olduğunu düşüneceğim yaşta bir kadın. Biraz sinirli, çocuğu kolundan çekiştiriyor. Belli ki bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Çocuk yağan yağmurun yarattığı canlılık duygusunu teninde hissetmek için yüzünü hafif göğe doğru kaldırmaya çalışıyor. Bu küçük, masum coşkusal deneyim yanındaki kadının yürüyüşüne ayak uydurmasını zorlaştırıyor. Kadın daha sert çekiştirmeye başlıyor ve sonunda patlıyor. Olanca öfkesiyle bağırmaya başlıyor. Kadının konuşmaları o anla sınırlı kalmıyor, eski defterleri açıyor ve en hafifi “sen ne biçim bir çocuksun” şeklinde devam eden ağır bir benlik saldırısına dönüşüyor. İçimde yoğun bir öfke kabarıyor kadına karşı, uygun bir şekilde uyarmak istiyorum ama yapamıyorum. Kadının konuşması bittiğinde kızın ağzından cılız bir şekilde dökülen “düzgün yürüyorum ya” cümlesi ulaşıyor kulaklarıma. Sesin masumiyeti eziyor ruhumu… Kadını düşünüyorum. Ne yaşadıysa çocukken, onu yaşatıyor diye geçiriyorum içimden. Öfkem azalıyor, acım daha da artıyor. Sonra kendi kızımı düşünüyorum ve sonra kendi çocukluğumu. Öyle ya; böylesine etkilediyse beni, vardır biliyorum bir sebebi….

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.